Hume City FC

Hume City FC

Official Website
21 September, 2017
25 YILIN ARDINDAN      ANADOLUSPOR'UN 2017 SEZON KARNESİ      BEŞİKTAŞ'A TAM 35 MİLYON EURO      ZOKORA'DAN GOMİS'E DESTEK !      SPORA BAKIŞ AÇISI FARKLI İKİ ÜLKE " AVUSTRALYA - TÜRKİYE "      BAŞAKŞEHİR TURU GEÇEMEDİ      

KÜLTÜR/SANAT

AVUSTRALYA POSTASI

avustralya-postasi

www.avustralyapostasi.com

SIRADIŞI BİR SAVAŞ FİLMİ "DUNKİRK"



Jul 25, 2017 - 7:35pm

18 Kasım 2014 Tarihli Melbournefutbol.com'un kültür/sanat bölümünde Yıldızlararası yani " İntersteller" filmi ile ilgili olarak çıkan eleştri yazımda sinema sanatının sınırlarını zorlayan yönetmen Christopher Nolan'dan bahsetmiş, filmi okurlarıma hararetle tavsiye etmiştim.

Şimdi aynı yönetmenin vizyona yeni giren "Dunkirk" filmini okuyunca hemen Broadmeadows Hoyts'un yenilenen, uçaklardaki first klas koltuklara taş çıkartacak kalitede yatarlı koltuğuna kuruldum.

Filmin hikayesine gelirsek Dunkirk, Fransa kıyılarında kapana kıstırılmış, Churchill’in deyişiyle Britanya ordusunun ‘bütün kökü, çekirdeği ve beyni’ni oluşturan yüz binlerce İngiliz askerinin, kısa bir süre içerisinde bulunduğu bölgeden ülkelerine tahliye edilmesine sahne olmuş Fransız sahil yerleşimidir. Aynı zamanda "Operason Dinamo" olarak da bilinen tahliyenin mucize özelliği taşımasının bir sebebi, kurtarılan kişi sayısıdır. Hükûmetin umudunu kestiği ordusundan 30 ila 45 bin arasında kişinin kurtarılması beklenirken sivil halktan (özellikle denizci ruhu taşıyan, ufak çapta tekne sahipleri ) gelen inanılmaz azim ve dayanışma örneği, 26 Mayıs 1940 ile 3 Haziran 1940 tarihleri arasında 300 binden fazla piyadenin, aşırı yük oluşmaması adına ellerindeki askerî teçhizatın birçoğunu sahilde bırakmak suretiyle ülkesine dönmesine yol açmıştır.

Sinema sanatının sınırlarını zorlayan ve sinemaya her yapıtıyla kafa tutan Nolan’ın kişiliğinden veya vizyonundan derince bahsetmeye gerek yok. Dunkirk özelinde filmi ‘bir diğer savaş seyirliği’ne getirmemesi mevzusu ise konuşmaya fazlasıyla değer. Nitekim karşımızda duran şey bir savaş yahut gerilim filmi değil. Dunkirk, savaşın ta kendisini seyircinin ayaklarına getiriyor.

Ansızın, sanki yoktan var olmuş gibi çıkagelen kurşunlar rüzgâr gibi ortalıkta ıslık çalarken üstünde yayılıp neredeyse ruhunu teslim etmek üzere olduğunuz koltukların altından bir yerlerinizi deler gibi titreten sesle dalmanız zaten mümkün olamıyordu. Filmin başında ‘düşman’ olarak nitelendirilen tehdidi net olarak görmesek de, genel tarih ve şimdiye kadar izlediğimiz 2'nci dünya savaşı filmlerinden her daim seziyoruz. 

Filmde diyalogların  sayısı minimumda tutulurken karakterler, olayların içinde biçimlenen ve adını bile bilmediğimiz, film boyunca birkaç cümle konuşmuş olarak kalıyorlar. Dunkirk bölgesinde 300 binden fazla canın tehlikede olduğu bile filmin sonlarına doğru en büyük rütbeli komutanın sanki lütfen bilgi baabından vermesi gibiydi. Sinemasal gösterinin dışında ana hikâyenin ele alınışı da Dunkirk'ün bir diğer savaş filmi kıvamında olmamasını sağlıyor. Hiçbir noktada herhangi bir politik veya popüler yorum, seyirciye dayatılmıyor; aynı şekilde İngiliz propagandası gibi bir mevzu söz konusu değil.

Bana göre bu iyidi.

Son olarak yönetmen dahil, filmin mutfağında çalışanlar Dunkirk için çalışırken mesleklerinin zirvesine çıkmışlar dersek abartmış olmayız.

Filmde sahnelerin tansiyonuna uygun beste ve fon müziklerine eşlik eden o enstrümental tik-tak, tik-tak, tik-tak sesleri ne zaman aksiyonu iten güç olarak belirse, giderek yaklaşan ölümcül  tehditlerin nefesini arkanızda seziyorsunuz.

Sonuç olarak, bu filmde, insan saf korkuyu bu kadar hissedilebilir, somut bir biçimde ekrana taşıyabildi ve aynı zamanda tarihin, sağ çıkmaya çalışanlar tarafından da yazılabileceğini gözler önüne serdi.

Christopher Nolan’ın son ‘anıtsal’ filmi Dunkirk, bence son dönemin en eşsiz, en özgün, en ruha işleyen başyapıtı olamaya hak kazandı diyebiliriz.