Hume City FC

Hume City FC

Official Website
23 July, 2017
ANADOLUSPOR EVİNDE KAYBETTİ!      GALATASARAY'A AVRUPA KAPISI KAPANDI !      BEŞİKTAŞ ÇİN'DE KAYBETTİ      BİR ALTIN FUTBOL FELSEFESİ      EYALET LİGLERİNDE İKİ TAKIMIMIZ KAFAYA OYNUYOR !      "ERSAN GÜLÜM" ADELAİDE UNİTED TAKIMINA TRANSFER OLDU      

KÜLTÜR/SANAT

AVUSTRALYA POSTASI

avustralya-postasi

www.avustralyapostasi.com

BÜLENT'İN GÖZÜYLE ÇİN GEZİ NOTLARI



Jun 16, 2017 - 3:22pm

Uzun zamandır planımda olan Çin gezisini nihayet 5-14 Haziran ayında eşim Güler ile gerçekleştirdik. Geziye sevgili dostlarımız olan Rahmi ve Beyhan Yılmaz, Engin ve Nermin Bozkurt’un bize katılmaları ise bizim için ayrı bir mutluluk oldu. Birlikte yedik, içtik, Çin’in en güzel yerlerini gördük. Gezimiz 9 gün gibi kısa bir süre almasına rağmen katıldığımız tur programının hayli yoğun olması nedeniyle Çin’in 3 büyük şehri olan Shanghai, Xi’an ve Beijing’i adeta altını üstüne getirdik desem abartmamış olurum. Gezi notlarımı kendi gözlemlerime ilaveten genelde tur rehberimiz Jason, Şanghay’da Melody, Xian’da Shoun ve Pekinde May’ den aldığım notlarla tamamlayarak sizlerle paylaşıyorum.

Kaldığımız otellerin son derece lüks, gidilen lokantaların temiz, yemeklerinin lezzetli olduğunu özellikle belirtmek isterim. Kaldığımız lüks otellerdeki ücretsiz WI-FI servisi bizi hayal kırıklığına uğrattı. Hükümet safari ve google gibi arama motorlarını, facebook, twitter, instagram gibi kişisel hesapların tamamını bloke etmiş. Ancak Hükümet nedenini bilemediğim sebepten dolayı sadece “whats up” hesabını açık bırakmış da, çoluk çocukla ve dostlarla oradan mesajlaştık, resim gönderdik.

SHANGHAI (ŞANGHAY)

Gezimizin ilk durağı olan Şanghay, Doğu Çin’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük, dünyanın da sekizinci büyük şehri. 1949 yılında koministlerin İngiltere, Fransa ve diğer emperyalist sömürgeci ülkelerin elinden kurtardığı şehirde önce fabrikalar ve büyük iş yerleri kamulaştırılmış, daha sonraki yıllar baş döndürücü bir hızla büyüyerek günümüze kadar gelmiş. Çin’in modern ekonomisinin kalesi olarak görülen bu şehir, bu yönüyle ulusun en önemli kültürel, ticari, endüstriyel ve iletişim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Eskiden küçük bir balıkçı kasabası olan Şanghay, 2000'lerde ise yaklaşık 3100 gökdelenin olduğu metropole dönüşmüş. Çin’in yirminci yüzyılla birlikte en önemli şehri olan kent, cumhuriyet döneminde popüler kültürün, entelektüel tartışmaların ve politik olayların merkeziydi.

PUDONG BÖLGESİ GÖKDELENLERİ

Bölgenin en ilginç yapılarından biri olan Dünya Finans Merkezini, Japon mimar ve mühendisleri inşa etmiş. Binanın geometrik yapısı ve üst katlardaki binanın üst katlarına doğru kare şeklinde boşluk bırakılması nedeniyle halk arasında “şişe açacağı” olarak adlandırılmış.daha da çarpıcı hale getirilmiş. Projenin aslında gökdelenler için en büyük tehditlerden biri olan rüzgarın etkisini azaltmak için binanın tepesinde büyük bir yuvarlak yapılması düşünülmüş, Ancak Çinliler bu yuvarlağın Japon bayrağını temsil ettiğini düşünmesi ile, bu görkemli yapının projesi değişmişler. Bunun yerine yine rüzgarın, gökdelen üzerindeki etkisini azaltmak amacıyla gökdelenin tepesini ikiz kenar yamuk olarak inşa etmişlerdir.

ŞANGHAY KULESİ: 632 metre yüksekliğindeki Şanghay Kulesi ise dünyanın ikinci yüksek binası olarak Kabul ediliyor.

JİN MAO KULESİ: Şanghay şehrine 88’nci kattan kuşbakışı bakmak isteyenler için Jin Mao Kulesine dünyanın en hızlı asansörü inşa edilmiş. Asansör sırası size geldiğinde 45 saniyelik kulak doldurucu asansör yolculuğu başlıyor ve sizi saniyede 9metre’lik bir hızla Jin Mao’nun 88. katına çıkarıyor. Tur liderimiz Melodi bunu ispat etmek için asansörün zeminine 1 Yuan metal parayı dikine koydu. 45 saniye sonra 88’nci kata ulaşan asansör durduğunda para zeminde hala dikine duruyordu.

MANYETİK RAYLI TRENDE 430 KM HIZLA YOLCULUK

Dünyanın en hızlı yolcu trenlerinden biri olan trene bindiğimiz zaman içimi tariff edilmez bir heyecan kaplamıştı. İlk kez 430 km hızla giden bir araca binecek ve yüksek hızın insanda yarattığı adrenalini hissedecektim. 30 km'lik bir hat üzerinde çalışan tren, bu mesafeyi 7 dakika 20 saniyede geçebiliyor. Manyetik raylı tren adıyla da bilinen manyetik levitasyon (MAGLEV) treni raylı bir sistem üzerinde kayıyor; tekerlek sürtünmesi söz konusu olmadığı için daha fazla hız yapabiliyor. Tur programında ekstra olan olan bu trene binmemek olmazdı. Hemen rehbere adımızı yazdırıp trenin mavi koltuklarına gidiş istikametine doğru oturduk. Kalkış saati geldiğinde kapılar kapandı, istasyondan ayrıldık. Tren hemen hızlanmaya başladı. Birkaç saniye içinde hız göstergesi 100, ardından 200 km'yi gösterdiğinde çocuklar gibi heyecanlı bir halde elimde saniyede 10 kare çeken Canon EOS 7D ile karşıdan gelen treni beklemeye başladım.

Hız saatte 300 km'ye ulaştığında rehberin bağırmasıyla Canon’u ateşledim. Saniyede 10 karenin takırtısını duymaya çalışırken bir kaç saniye süren patlama ile karşı yönden geçen treni göremedim ama hissettim. Bu hız insanda uçma hissi yaratıyordu. Bir süre sonra hız göstergesi 431 km'yi gösterdi. Bu hızı gördükten bir süre sonra yavaş yavaş 100 km'ye düşüldüğünde tren sanki çok yavaş gidiyormuş sanıyordu insan.Hareketli spor fotoğraflarında en iyisi sayılan Canon EOS 7D’den çıkan sonuç tam net olmasa bile tatmin edici düzeydeydi.

Xİ’AN (ŞİYAN)

Xian, Çin’in tarihi şehri olarak tanımlanıyor. Ayrıca Çin’in Pekin’den önceki başkenti ve insanlık tarihinin başlangıç noktası olarak kabul ediliyor. Milyonlarca yıl önce yaşamış insanların kalıntıları burada bulunmuş. Çin uygarlığı ilk defa bu topraklarda kurulmuş. İpek yolu buradan başlamış.

Xİ'AN TERRACOTTA SAVAŞÇILARI

Aslında Çin'e gitmemin en önemli sebebi " Terracotta Warriors" yani Terracotta Savaşçıları'nı yerinde kendi gözlerimle görmek ve incelamakti. Daha evvel hakkında bir çok yazı ve makale okuduğum, fotoğraflarını incelediğim yaklaşık 2200 yıl önce yapılan bu heykeller, hep ilgimi çekmişti. Hatta Çin'in sembolü sayılan Çin Seddi'nden bile çok görmek istiyordum. Kazıların yapıldığı ve askerlerin setrgilendiği üstü kapalı geniş bir spor salonunu andıran yapıya girdiğimde, heyecandan adeta nefes alamadım. Kalabalığı yarıp balkonun önüne yerleştiğim anda kameramla bütünleştiğimi, hissederek gözümü vizörüne yapıştırdım. En iyi kareleri alabilmek için sürekli olarak yer değişiriyor, bir birlerine benzemeyen her biri ayrı yüz ifadesine sahip askerleri dikkatlice inceliyordum.

2020’ye kadar sürmesi planlanan kazı ve restorasyon çalışmaları sonuçlandığında imperator Qin Shi Huang’ın mezarına inme çalışmaları başlayacak.

Xi’an son yıllarda en önemli arkeolojik buluşlardan birine ev sahipliği yapıyor. Qin Hanedanlığı’nın hükümdarı Qin Shi Huang öbür Dünya’daki hayatına yardımcı olması amacıyla kendisiyle birlikte gömülmek üzere M.Ö 210 yılında bir askeri ordu yaptırmış. Bu askeri ordunun askerleri, atları, silahları, savaş arabaları, komutanları herşeyi var. Terra Cotta “pişirilmiş toprak” demek. Toprak askerlerin hepsinin yüz ifadeleri birbirinden farklı yapılmış. Kimisi elinde silah tutuyor, kimisi ata biniyor, askeri nizamda yürüyeni de , komutan olup toplantı yapanı da var. Hepsi gerçek insan boyutlarında yapılmış. Heykellerden en ağır olanı 300 kilo, en hafif olanı ise 100 kilo kadardır. Bu heykel askerlerin ortalama boyu, 1 metre 80 santimetre civarındadır. Qin Shihuang Mezarı’nın büyük tarihi değer taşımasından dolayı, Qin Shihuang Mezarı ve Yeraltı Heykel Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştır.

Terracotta Askerleri ilk olarak  ilk defa 1920'li yıllarda bir köylünün şans eseri tarlasını kazarken bulduğu büyük bir taş asker sayesinde varlığı keşfedildi. Eğer bu köylü korkup askerleri tekrar gömmeseydi belki de dünya bu cansız askerlerden daha önce haberdar olabilirdi. Terra Cotta, diğer bir ismiyle Taş Askerler 1974 yılında yine bölge hakından birileri kuyu açmak için kazı yaparken tesadüfen tekrar farkedildi.

Kazdıkça da gördüler ki yerin altında sadece askerler değil, gerçeğine uygun boyutta yapılmış atlar, at arabaları, diğer savaş arabaları, silahlar ve hizmetkarlar da var. 1974 yılında bir köylü tarafından keşfedilmiş ve hemen yetkili makamlara bildirilmiş. 20. yüzyılın en önemli arkeolojik keşfi olarak kabul ediliyor.

İlk önce 2000 asker bulunmuş, daha sonra sayıları 10.000’e kadar yükselmiş. Bronz olan bazıları renklerinin solmaması amacıyle cam içersinde sergileniyor. Toprak altında tespit edilen Terracotta Askerlerinin renklerinin ve özeliklerinin kaybolmadan çıkarılabilmesi için bilim insanları ve arkeologlar çalışmalarına halen devam ediyorlar.

Terra Kotta savaşçıları olarak da adlandırılan askerlerin ellerinde savaş öncesi hazır durumda tuttukları silahlarla gömüldüğü, silahların gerçek ve bronzdan olması nedeniyle günümüze kadar bozulmadan ulaşabildiği ifade ediliyor.

Toprak askerlerin yapılış tekniğinin de dönemin teknolojisinin ne kadar ileride olduğunu gösterdiğine dikkat çekiliyor. Her bir asker ve atın kile şekil verilmek suretiyle yapıldığı, ardından heykellerde açılan bir delikle 300 ile 900 derece arasında fırınlandığı belirtiliyor. Uzmanlar, deliklerin yüksek sıcaklıklarda çömleklerin patlamaması için açıldığını ve daha sonra kapatıldığını kaydediyor.

XI’AN’ DA MÜSLÜMAN MAHALLESİ VE YEMEKLER

Rehberimiz Jason, her konuda olduğu gibi özellikle Çin’in eski başkenti olan Xi’an’ın tam şehrin göbeğinde bir Müslüman Mahallesi ile ilgili olarak, aynen Çin Kominist Partisi, mahalli yönetimler ve Çin politikasını anlatırken ki gibi çok dikkatli ve kontrollü bilgiler Verdi.

Mahallede alışveriş yapılan çok sayıda dar sokak, lokantalar, şekerlemeciler, seyyar satıcılar, akşamları mahşeri bir kalabalık ve adeta yağlı denebilecek kalabalık ve karışık sokaklar bölgenin karakteristik özellikleri.

Bu müslümanlar, Uygur ya da başka bir milliyetten değil, bildiğiniz Çince konuşan Çinlilermiş. Xi’an’da toplam 50 bin kişi olan bu topluluk, şehirdeki merkezi konumları ve yiyecek içecek sektöründeki egemenlikleri ile Xi’an’ın karakteristik bir özelliği haline gelmiş. Doğal olarak her insanoğlunun karnı acıkır ve yemek yer. Bu anlamda yerli halkın dışında Xi’an da yolu düşen herkes müslüman mahallesine muhakkak birkaç kez uğruyor.
Çinli müslümanların çalıştırdıkları lokantalar ve yiyecek içecek satan seyyar satıcılar görebildiğimiz kadarıyla fazla hijyenik değil, ama tahminime gore turla gittiğimiz lokantaları kale almaz isek sanırım diğer Çinlilerden çok farkları yok.

Tiplerine bakılırsa Lokantalarda ve dükkanlarda tek tük Uygurların da çalıştığı gözleniyor. Erik şerbeti, çöp şişe geçirilmiş üçgen bir yumurtalı pirinç hamuru tatlısı bir sürü seyyar satıcıda satılıyor. Bazıları bu üçgen tatlıyı çok güzel yapıyorlar. Küçük ve kalın bir bazlama içine koydukları, sandviç gibi satılan, uzun saatler buharda pişirilen bir et yemeği var, çok lezzetli). Segili Engin, Rahmi ve ben bu kalın odun şişe geçirilmiş koyun olduğunu tahmin ettiğim eti tattık ve çok hoşumuza gitti. Eğer tur programını takip etmeseydik taburelere oturur en az 10’ar tane götürürdük. Et çeşitleri olarak, Koyun eti, tavuk ve kalamar kullanıyorlar. Ayrıca tatlı olarak da Yerfıstığı gibi çeşitli kuruyemişleri şekerle döverek helvaya benzer şekerlemeler yapıyorlar.

Aslında bu şekerli ezmeleri yemek isterdim ama diğer lokantalarda yediğimiz tüm yemeklerde şekerli soslar kullanıldığı için zaten tavan yapmış olan şeker seviyemin iyice yükselmesindenen korktum.

DUMPLING VE TANG SÜLALESİ DANS GÖSTERİSİ

Xi’an’da Tang Sülalesi zamanından kalma Dans Gösterisini izlemek için gittiğimiz tiyatroda aynı zamanda akşam yemeğimizi de yedik. Yemeğin ana menüsü Çinlilerin ünlü “Dumpling”yani Çin mantısıydı. Çin mantısı tavuklu, hindili, domuz etlisi, karidesli, balıklı, etli veya vejetaryen diyetlere uygun olarak yapılabiliyor. Buharda pişirilebiliyor, suda kaynatılabiliyor.

Üstelik şekil olarak da içinde ne varsa ona benzetiyorlar. Yemekte bize sunulan çeşitlerde en sevdiğim Çin mantısı, örneğin “Duck” yani içinde ördek eti olanları ördeğe benzetmişler.

Uzak Doğu’da hemen her ülkede Çin mantısının bir şekli yapılıp, çeşitli dip soslar eşliğinde yenilmekte. Tıpkı dürüm geleneği gibi mantı da dünya genelinde farklı ülkelere mal olmuş yorumları, yapılış ve sunuş stilleriyle gerek yerel mutfakların gerekse dünya mutfağının vazgeçilmezlerinden birini oluşturuyor.

Yemekler bitip sofra temizlendikten sonra başlayan dans gösterileri izleyenleri adeta büyüledi. Dansçıların giydiği rengarenk giysiler son derece göz alıcı ve büyüleyiciydi. Ancak dansçıların hareketlerini yaparken yüzlerindeki donukluk ve ifadesizliği, demirperde ciddiyetine benzettim. Sözün özü özellikle İstanbul’da 80’li yıllarının yemekli gazino anlayışında müzik, içkili mazalara meze olarak kullanılırken, bu tiyatroda masalar gösteri öncesi temizlendiğinden müzik ve dans yalın olarak izleyiciye sunulmuş.

Her biri akrobat çevikliğinde olan bu dansçıların performanslarına hayran kaldığımı ve gösteriyi çok sevdiğimi söylemeliyim.

TİANANMEN MEYDANI

Gezimizin bana gore en heyecan verici bölümü Tiananmen Meydanına geldiğimizde başladı. Ülkenin Kominist Parti yönetimi ile idare edildiğini, bu meydana gelince anlıyorsunuz. Rehberimiz May’in anlattığına gore Ming ve Qing hanedanları döneminde “Forbidden City” yani İmparatorluğa ait olan yasak şehre ana girişi oluşturuyor. 1417'de inşa edilen meydana, ilk olarak Cheng Tian Man adı verildi, bu isim imparatorların, ülkeyi yönetirken cennetin emrine uyduğunu ifade etmekteydi. İki kez yangın ile zarar gördü, ve Qing hanedanı esnasında 1651'de tekrar inşa edildi[1][2], ve Tiananmen olarak yeniden isim verildi. Aynı zamanda "Ulusun kapısı" olarak da anılır.

Tiananmen Meydanı, Pekin’in tam göbeğindedir. Kuzeyden güneye 800 metre, doğudan batıya 500 metre, toplamda 440.000 metrekare genişliğe sahiptir ve içine bir milyon insan sığabiliyor. Rehberimiz May aynı zamanda bu meydanın günümüz şehirlerindeki en büyük şehir meydanı olduğunu söyleyerek, meydandaki askerlerin direk olarak resimlerini çekemeyeceğimizi, meydanda sivil elbise giymiş ve ingilizce bilen askerlerin dolaştığının altını çizdi.

Üzerinde Çin’in efsanevi lideri Mao ZeDong’un resminin bulunduğu yasak şehre giriş kapısının tam karşısına denk gelen yerde Mao ZeDong’un mumyasının bulunduğu bina inşaa edilmiş.

Mao Zedong Çin Komünist Partisinin lideri ve 1945 yılında ölümüne dek bu görevi yürüten lider. Ölümünün hemen ardından ülkesi onun nihai istirahatgahı olarak bir mozole inşa ettirdi ve yakılmak istediğini vasiyet etmiş olmasına karşın Mao mumyalanarak kristal bir kafesin içine yerleştirildi. Her ne kadar Tiananmen Meydanı’ndaki mozolenin içinde Mao Zedong’u görmek mümkün ise de, meydana geldiğimiz gün bina içinde restorasyon çalışmaları yapıldığından içeriyi gezemedik.

Mozolenin sağında ve solunda yapılan heykeller ise özellikle benim çok ilgimi çekti. Çin Kültür devrimini anlatan heykel gurubunda klasik detaycılığın öne çıktığı figürleri görmek bana büyük haz Verdi. Adeta büyülendiğimi söyleyebilirim. Tabii ki onları büyük bir özenle fotoğrafladım.

TİANANMEN OLAYLARI

Genel rehberimiz Jason ve May’ın asla değinmediği 1989 yılında başlayan Tiananmen olayları bir başka değişle Tiannanmen Katliamı olarak adlandırabileceğimiz olaylarda öğrencilerin, aydınların ve işçilerin önderliğinde gerçekleşen gösteriler, Çin Hükümeti tarafından kanla bastırılmış, kimi ajanslara göre ölü sayısı 200-300 olarak açıklanmıştı. Bunlardan en çarpıcı olanı ise dört tankın önüne geçerek onları durduran genç protestocunun resmiydi.

GREAT WALL ( ÇİN SEDDİ)

Sevgili Rahmi kardeşimin rüyası olan Çin Seddini görne rüyası gerçekleşmiş, Çin Seddine gelmiştik. Bilinenin aksine Çin seddi bizim bildiğimiz gibi sadece Türklerden korunmak için değil, Pekin’i antik Çin’deki tüm göçebe topluluklardan korumak amacı ile yapılmıştır. Ayrıca asıl amacın siyasi bir sembol olarak ülkeyi tek bir hanedanın buyruğu altında birleştirmek olduğu da söylenir. Yapımına milattan önce 200’lü yıllarda başlanan Çin Seddi, bugünkü halini Ming hanedanı zamanında almıştır. Orijinalinin 6 Bin km’yi bulduğu tahmin edilse de bugün ayakta kalan kısmı sadece 2 Bin km kadardır. Sanılanın aksine tüm duvar yüksek tuğla bir yapı değil, yer yer ahşaptan yer yer taştan yapılmış çok kısa bölümler de içerir. Dünyanın 7 Harikasından biri olarak kabul edilen Çin Seddine Pekin şehir merkezinden 1 saat süren otobüs yolculuğu ile geldik.

Yaş ortalaması 55-65 olan gurubumuzda çin seddine yürüyerek çıkacak olan delikanlı bulunmadığından seddin burçlarına kadar teleferikle gittik. Teleferikten burçlara kadar olan merdivenleri ise nasıl tırmandık orasını ağrı ve sızıdan hatırlamıyorum.

Sırtımda taşıdığım 30kg’lık kilo fazladan yükü ile dizlerde derman kalmamış, bel sıkışmasından sağ bacağı donan bendeniz cennet kuşunun çektiği izdırap, burçlara gelip fotoğraf çekmeye başladığımda nasıl azaldı onu da hatırlamıyorum.

Sevgili Rahmi ve ben mağrur Kartal, Beşiktaş formalarımız ile Çin Seddine adımızı yazdırmanın mutluluğunu kartal selamı vererek doya doya yaşadık.

PEKİN’DE ÇİN AKROBAT GÖSTERİSİ

Pekin’de gezimizin son aktivitesi Çin Akrobasi Gösterisi oldu. Gösteriyi başından sonuna kadar ilgi ile izledik. Özellikle insane vücüdünun sınırları zorlanarak yapılan bireysel gösteriler inanılmazdı. Gösterinin son bölümünde ise yönetmen klasik akrobasi gösterisinden çıkıp, şova silindir çelik kasa içinde dönen motorsikletleri katmış. Bir birlerine çarpmadan silindir çelik kafeste dönen motosikletli akrobatların gösterisi seyredenlerin yüreklerini ağızlara getirdi.

Çin Kültüründe Akrobasi, 2500 yıl öncesine dayanan ve insan bedeninin denge, koordinasyon ve kıvraklıkla ilgili tüm yetkinliklerden yararlanan vücut kontrolüne dayalı bir gösteri sanatıdır. 1950'de ilk devlet akrobasi grubu olan Çin Akrobasi Grubu kurulmuştur

Eski Çin'de akrobasi halkın bir ürünüydü ve bu nedenle halkın çalışması, günlük yaşamı ve dini törenlerle çok yakından bağlantılıydı. Örneğin, "Direğe Tırmanma", ağaçlara ve bambu direklere tırmanma hareketlerine dayalıdır ve "Bir Bambu Direğin Dengelenmesi", " ve "Makara Oyunu", halk oyunları ve sporlarının gelişmiş biçimleridir. Çin akrobasisi, uzun gelişme dönemi iÇinde her zaman halkın yaşamındaki derin kökleri sayesinde coşkun bir canlılık içinde olmuştur.