Hume City FC

Hume City FC

Official Website
24 May, 2019
25 YILIN ARDINDAN      ANADOLUSPOR'UN 2017 SEZON KARNESİ      BEŞİKTAŞ'A TAM 35 MİLYON EURO      ZOKORA'DAN GOMİS'E DESTEK !      SPORA BAKIŞ AÇISI FARKLI İKİ ÜLKE " AVUSTRALYA - TÜRKİYE "      BAŞAKŞEHİR TURU GEÇEMEDİ      

KÜLTÜR/SANAT

AVUSTRALYA POSTASI

avustralya-postasi

www.avustralyapostasi.com

BÜLENT'İN GÖZÜYLE AMERİKA GEZİ NOTLARI



Jun 19, 2015 - 10:52am

Asya, Avrupa darken yıllardır hayalini kurduğum Amerika seyahatimi de eşim Güler’le tamamladık. New York’tan başlayan ve Los Angeles’te sonlanan ve toplam 23 gün süren büyük Amerika otobüs turumuz yorucu ama son derece zevkli geçti.
Her zaman olduğu gibi gezi notlarım ve fotoğraflarımı sizlerle paylaşıyorum.
NEW YORK
Gezimizin New York’tan arzu ve istekle başladı. New York eyaletinin en büyük şehri "New York City" ismini Amerikalılar “NYC” olarak kısaltmışlar. "Big apple" yani büyük elma lakabının yanı sıra "City never sleeps" yani "Uyumayan şehir" olarak da bilinir NYC.
Tabii ki New York'ta en merak ettiğim şeylerin başında Gökdelenler, hot dog, bir metre çapında pizzalar, en az 8 silindirli büyük arabalar, üzerinde koyu mavi renkli NYPD yazan polis arabaları ve 2 metrelik polisleri, yollardaki mazgallardan neden çıktığını bilmediğim buharları ve de en fazlası meşhur New York taksileri geliyordu.
Buranın üstlerinde üçgen reklam panolu taksileri çok meşhur. Elinizi attığınızda duracak kadar da çoklar. Aslında taksi de demiyorlar bunlara, New York'ta taksinin adı "Cab". Aslında filmlerde gördüğüm büyük taksileri pek göremediğimi ve bundan da hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü hayalimdek "Ford" marka 8 silindirli taksilerin yerine piyasayı tamamen Japon malı “Toyota Prius Hybrid” yani elektrikli taksiler kapmış. Daha doğrusu Toyota Amerika'yı işgal etmiş desek daha doğru olur.
Otobüsümüzle birlikte yapılan yarım gün süren şehir turundan sonra aldığımız serbest zamanda şehri yüyüyerek gezmemiz çok kolay oldu. Çünkü buranın mükemmel sokak düzeni kaybolmanıza imkan vermiyor. Meşhur Manhattan kuzeyden güneye inen “avenue” yani bulvarlar ve bunları dik kesen caddelerden oluşuyor. Bulvarlar da, caddeler de sayılar ile isimlendirilmiş.
Times Square de Broadway'in 7. avenue ile kesiştiği, 47. caddede vuku bulmuş muhteşem bir yer. Nereye bakacağınızı şaşırmış vaziyette yürüyorsunuz. Gece gündüz yanan ışıklı reklamların büyüsüne kapılıp yüzlerce fotoğraf çektiğinizin bile farkına varamıyorsunuz.
5th avenue’da en ünlü markaların muhteşem dekore edilmiş vitrinli mağazalarını bulabilirsiniz. Cebiniz dolarla dolu olsa bile kapılarda bekleyen dev gibi korumaların ahret suallerinden korkup içeri bile giremiyorsunuz. Tipinizi beğenmediler mi ağzınızla kuş tutsanız sizi içeri almıyorlarmış.
Bir başka manzaralı nokta adresi ise yine 5th avenue ile 34. caddenin kesişiminde yer alan Empire State Building. 1929 buhranı sonrası amerikalıların umutlarını ve cesaretlerini artırmak için yapılan gökdelen olduğu söyleniyor. 381 metre yüksekliğinde ve 102 katlı.1931 yılında yapılmış ve çok kısa bir süre içinde yapımı tamamlanmış. Aldığımız bilgilere gore iddialı tasarımıyla, yapımı başladığında 7 milyon saatlik bir çalışma gerektiren empire state, tam 40 yıl boyunca dünyanın en yüksek binası olmuş. Bina,90'dan fazla filmde ve televizyon şovunda kullanılmış. Bu şovlardan bazılarında king kong binaya tırmanmış, bina uzaylılar tarafından tahrip edilmiş ve doktor who tarafından ziyaret edilmiş.
Tabii bu şanslı kişilere biz de eklendik. Binaya girişte uygulanan güvenlik önlemleri inanın uçağa binerken bile uygulanmıyor. 80 katı süper hızlı asansörle, kalan 6 katı merdivenle çıktıktan sonra  hazırlanan özel platformda dudak uçurtan manzarayı görüpte etkilenmemek mümkün değil.
Benim emektar Canon'la kimbilir kaç kare çektim bilemiyorum. Manzara, duyulan heyecan, yükseklik korkusunu doya doya yaşadıktan sonra New York gezimize dünya borsalarının nabzını tutan Wall Street ve İkiz Kuleler gezisi ile devam ettik.
11 EYLÜL SALDIRISI ANISINA
11 Eylül saldırısı anısına öien itfaiye erleri ve kurtarma görevlileri anısına yıkılan ikiz kulelerin yerine büyük bir havuz yapılmış. Havuzun etrafına ise ölenlerin isimleri siyah mermer üzerine kazınmış. Yer yer gördüğümüz beyaz güller ise saldırıda ölenlerin yaş günlerini kutlayan aileleri tarafından koyulmuş. 
Saldırı hakkında dünyanın dört bir yanında bir sürü konplo teorileri üretildi. Kimini destekledim, kimini ise saçma buldum. Ama bir tane var ki, akıllara zarar. Saldırı olduğu zaman Dünya Ticaret merkezinde görevli olarak çalışan 4000'in üzerinde yahudi kökenli çalışan nasıl oluyor da aynı anda izin alıp o gün işe gelmiyorlar. İşte bu sorunun çevabı hala muamma. Ne dersiniz?

GÜÇ VE REFAHIN SİMGESİ SARI BOĞA
İstanbul Kadıköy’ün Boğa heykelinin kat be kat büyüğü ve görkemlisi Wall Street'te, ismi "Charging bull" olan bu boğa heykeli Wall Street'te bulunan, bir çok amerikan filminde de rol almış. Sarı ve bronz metal görünümlü, her an saldıracakmış gibi duran boğa tur direktörünün anlattığına gore finansal güç ve refahın simgesiymiş. Bana gore sanki Altıyol'daki boğanın bacanağı. Şans ve talih düşkünü Asyalı turistlerin hücümundan heykelin yanına bile yanaşmanız çok zor.

ÖZGÜRLÜK HEYKELİ VE BROOKLYN KÖPRÜSÜ

Amerika’ya kadar gelmişken “Statue of Liberty” yani Özgürlük Heykeli'ni uzaktan da olsa görmeden olmaz dedik. Allahtan bindiğimiz feribot, heykele yakınlaştı da uzaktan fotoğraf çekme imkanımız oldu.
Eyfel Kulesi'nin mimarı Gustave Eiffel'in Özgürlük Heykelinin yapımında katkıları varmış. Adam belli ki neye elini atsa meşhur ediyor. Zira Eyfel kulesi nasıl Fransa'nın sembolü ise Özgürlük Heykeli de Amerika'nın sembolü olmuş. Adama bravo demekten başka bir şey söylenemez, baksanıza her iki yapıyı da dünyada bilmeyen yok.
Manhattan ile Brooklyn'i bağlayan Brooklyn Köprüsü de görmeden dönülmeyecekler listesinde. Burası East River üzerinden geçen bir köprü, yaya ve bisiklet trafiğine de açık.
New York aslında dipsiz bir kuyu gibi. Ne gezerek bitirilebiliyor, ne de yazarak... ha ha

AMERİKA BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi Onüç Koloni'nin Büyük Britanya Krallığı'ndan ayrı olarak bağımsızlıklarını ilan ettikleri belge olduğu söylenir. Kongre tarafından 2 Temmuz 1776 tarihinde onaylanmış 4 Temmuz'da ilan edilmiştir; bu tarihten sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde her sene Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. Bu belge Washington, D.C.'deki devlet arşivlerinde gösterime sunulmakta. Amerikan kolonilerinin bağımsızlıkları Büyük Britanya Krallığı tarafından 3 Eylül 1783 tarihindeki Paris Antlaşması'yla tanınmıştır.
Bu bildiri ve muhteviyatı Philadelphia'da bulunan Independence Hall binasında mükemmel bir sunumla ziyaretçilere anlatılmakta.

BAŞKAN KENNEDY'NİN MEZARI

Başkan Kennedy, istediği reform yasalarını Kongre'den geçirecek gücü elde edeceğine inanıyordu. Ancak bu planını gerçekleştirmesini engelleyecek en önemli sorun, yardımcısı Johnson'ın eyaleti Texas'ta her ikisi de Demokrat olan Vali John B. Conally ile Senatör Ralph Yarborough arasında süren çekişmeydi. Kennedy seçmenlere karşı bir birlik görünümü yaratmak amacıyla iki siyasetçiyi yanına alarak eyalette bir gezi düzenlemeyi kararlaştırdı.
22 Kasım 1963 cuma günü, yerel saat ile 12.30'da eşiyle birlikte açık bir araba içinde Dallas'ta bir konvoyun arasında ilerlerken ateş açıldı.
Ensesinden ve başından iki kurşun alan Kennedy, Parkland Hastanesi'ne götürülürken yolda öldü. Vali Connally ağır yaralanmasına karşın kurtarıldı. Başkan Yardımcısı Johnson aynı gün yemin ederek başkanlığı üstlendi.
Aynı gün, cinayetin sorumlusu olarak yakalanan 24 yaşındaki Dallaslı Lee Harvey Oswald iki gün sonra bir gece kulübünün sahibi olan Jack Ruby tarafından Dallas polis müdürlüğünün önünde öldürüldü.
Bu güne kadar söz konusu cinayet aydınlatılamadı. Cinayetlerle uzaktan yakından ilgisi veya bilgisi olan tüm kişiler birer birer delil bırakılmadan ortadan kaldırıldı.[kaynak belirtilmeli] Abraham Lincoln' den sonra John F. Kennedy' nin de suikastı ABD halkında derin izler bıraktı. Ah... Amerika, ah... CIA.
Bence tüm sırlar bu 3 harfte saklı  "CIA" 

NİAGARA ŞELALELERİ
 
Kuzey Amerika'nın doğusunda, ABD ile Kanada sınırı arasında, Niagara Nehri'nin üzerinde bulunur. 3 büyük şelaleden oluşur. Horseshoe (Atnalı Şelalesi) bunların en büyükleridir. American Falls ve Bridal Veils Fall diğer iki küçük şelalelerdir.
Doğa şelalelerin muhteşem dökülüşünü Kanada’ya bahşettiğinden mecburen Kanada’ya geçmek zorunda kaldık. Normal gümrük işlemlerinden sonra geçtiğimiz Kanada, görünüm itibariyle Amerika ve Avustralya’nın karışımı bir ülke. Sözün özü suların dökülüşünün o muhteşem görüntüsünü izlemeye gelen binlerce turistin parası Kanada’ya yaramış.
Burada da kamera ile olan ilişkim tavan yaptı. Çek babam çek !!!

DETROİD FORD MÜZESİ

Ford Motor Company'nin kurucusu olan otomobil üreticisi Henry Martin Ford adına açılan müzeyi büyük bir zevkle gezdim. Ne de olsa 24 yılımı verdiğim fabrikanın, üretimine katkıda bulunduğum arabaların isim babası olan bu şahıs, sadece otomobil üretmekle kalmamış, ülke kültürüne de imzasını atmış. Savaş yıllarında uçaktan tutun tanka kadar bir çok şey üreterek ülkesine hizmet etmiş.

WİSCONSİN DELLS (Nehirde ve karada yürüyen bot gezisi)

2’nci dünya savaşında kullanılmak üzere dizayn edilmiş hem karada, hem de suda gidebilen araçlarda yaptığımız doğal hayat içinde nehirde yapılan bot gezisi son derece ilginçti. Hava hafif yağmurlu olduğundan botun yan kapak naylonları açılamadı dolayısıyla gerektiği gibi resim çekemedim, üzgünüm.

MALL OF AMERİCA

“Mall of America” Bloomington Minnesota içinde yer alan toplam 400 dükkandan oluşan Alışveriş Merkezi eşim Güler dahil tura katılan tüm  bayanların ilgisini çekti.
Merkez, insanlara alışveriş ile yemekten tutun eğlenceye kadar her şeyi sunuyor. Çarşıyı belirlenen zamanda gezmek asla mümkün değil. Bizim gibi koşarak yapılan gezi de bir yere kadar. Ama doğrusunu söylemek lazımsa Melbourne’da ki bir Highpoint ve Doncaster çarşılarından pek de farkı yok:))))

RUSHMORE DAĞINDA SANAT HAZİNELERİ (YONTULMUŞ DAĞ)

Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Dakota eyaletinde bir baba ile oğul, bitmez tükenmez bir sabırla küçük bir dağın zirvesini yontmuşlar ve orayı, üzerinde kabartmalar bulunan dev bir anıt haline getirmişler...
Danimarka kökenli bir heykeltraş "Gutzon Borghum" ve oğlu Lincoln Borghum’un meydana getirdiği eserden sonra ünlerini bütün dünyaya duyurdular...
Baba ve oğul 1936 ile 1942 yılları arasında, ancak Mısır'da bulunan sfenksler ile karşılaştırılmaya lâyık bir anıt ortaya çıkarmışlar.
Rushmore dağının bir yakasını patlayıcı maddelerle ve heykeltraş kalemiyle yontarak 4 Amerikan cumhurbaşkanını Thomas Jefferson, George Washington, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln’un herbiri 18-20 metre yüksekliğinde kabartma dev portrelerini meydana getirmişler.
Bu arada böylesi mükemmel bir esere de Amerikalılar hakkını vererek mükemmel bir sunumlar ziyaretçilerin beğenisine sunmuşlar. Doğrusu çok etkilendim. Hem heykellerin sanatsal güzelliği, hem de yapım zorluklarını düşününce insan sanatçıya saygı duymadan edemiyor. Bu kadar büyük blok kayaları, bu kadar ustalıkla oymak gerçekten büyük yetenek gerektiriyor.

YELLOWSTONE ULUSAL PARK

ABD'nin Idaho, Montana ve Wyoming eyaletlerinde yer alan ulusal parkı. 1 Mart 1872'de Devlet Başkanı Ulysses S. Grant'ın imzasıyla ABD'nin ve dünyanın ilk ulusal parkı olmuştur.
ABD'nin ilk ulusal parkıYellowstone Ulusal Parkı'nın kuruluşu için ABD Kongresi'ni ikna etmek amacıyla ABD'li jeolog Ferdinand Vandeveer Hayden'in hazırladığı harita (1871). William Henry Jackson'un fotoğrafları veThomas Moran'ın resimleriyle birlikte Kongreye sunulan Hayden'in raporu, Kongrenin Yellowstone bölgesini kamumüzayede yoluyla satmaktan vazgeçmesini ve Başkan Ulysses S. Grant'ın millî parkın kuruluşuna dair tahsis yasasını imzalamasına büyük bir ölçüde etkiledi.

Park, dünyanın ilk ve en eski ulusal parkı olma özelliğini taşımaktadır. Yellowstone Ulusal Parkı'nın büyüklüğü yaklaşık olarak 8987 km²'dir. Amerika'nın Idaho, Wyoming veMontana eyaletlerinin kesiştiği yerde bulunur. Büyük bir kısmı (%96) Wyoming'de olmakla birlikte %3'ü Montana ve %1 i ldaho eyaletine kadar uzanmaktadır. Özellikle içinde bulunan çok büyük gayzerleri ile tanınır. Dünyadaki sıcak su kaynaklarının yarısı burada bulunur ve sayıları 10000'i aşmaktadır. Yellowstone da 300 den fazla gayser, 290 dan fazla da irili ufaklı şelale bulunmaktadır.

GRAND TETON ULUSAL PARK
Grand Teton Ulusal Parkı, ABD'nin Wyoming Eyaleti'nin kuzeybatısında yer almakta. Gene doğal güzelliklerin tavan yaptığı, kamerama mükemmel kartelerin yapıştığı bir yer oldu. Zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle parktan ağzımızda yarım kalan tadıyla ayrılmak zorunda kaldık.

SALT LAKE CİTY MORMON İNANIŞI

Amerika’da Mormonluk veya Mormonizm, Joseph Smith, Jr. tarafından 1830'da başlatılan erken Latter Day Saint hareketi (LDS) ve Brigham Young'dan başlamış modern mezheplerin dinsel, geleneksel ve kültürel unsurları içermektedir.
Mormonluk terimi dini inanç dini metinlerinden Mormon Kitabı 'ndan türetilmiştir. Kitabın adına dayanarak kurucusu Joseph Smith Jr.'nun erken takipçilerine Mormon denilmiş ve onların inancı Mormonluk olarak adlandırılmıştır. İnancın Salt Lake şehrindeki en önemli merkezi Salt Lake Tapınağı olarak biliniyor. Tapınak önünde İtalya, Malezya ve Almanya’dan gelmiş gönüllü misyonerler ki, dar anlamıyla herhangi bir dini öğretiyi yabancı ülkelerde yaymakla yükümlü din görevlileri oluyor, bizlere ayaküstü Mormon inanışının inceliklerini anlattıp, tapınağı ve ayinlerin yapıldığı salonu gösterdiler. Ancak her ne hikmetse ayinlerin yapıldığı salondaki devasa müzik aleti orgun Avustralya’dan gelmiş olması çok ilginçti.

BRYCE KANYON ULUSAL PARK
Tur direktörünün Bryce kanyonunun aslında bir bilinen tip kanyon olmadığı, daha çok Paunsaugunt Platosu'nun doğu tarafında bulunan ilginç bir doğal oluşumu olduğu söylemesi Burada rüzgar, su ve buz erozyonuyla oluşmuş ilginç oluşumların hem biçimleri hem de oluşum şekilleri yönüyle Kapadokya'daki peribacalarına benzediğini farkettik.
Kırmızı, turuncu ve beyaz renkli taşlar ise son derece eşsiz bir görünüm oluşturmuş. Ayrıca benim gibi ota, boka deklanşör patlatan bir hasta fotoğrafçı için de ideal hedefler oluşturmuş. Gene alınan bilgilere gore, Bryce Kanyonu, yakınlarında bulunan Zion Kanyonu ve Büyük Kanyon'dan daha yüksekte yer alıyor. Kanyonun rakımı 2,4 ila 2,7 km arasında değişiyor.
Bryce Kanyonu'na ilk olarak 1850'li yıllarda Mormon yerleşimciler tarafından yerleşilmeye başlanmış ve adını bu bölgeye yerleşen ilk kişi olan Ebenezer Bryce'dan almış.Park toplam 145 km² alan kaplayıp ve Zion Ulusal Parkı ve Büyük Kanyon Ulusal Parkı ile kıyaslandığında daha küçük olduğu söyleniyor.

ZİON ULUSAL PARK

Zion Ulusal Parkı Amerika Birleşik Devletleri Güneybatisinda bulunan Utah eyaletinde, Springfield, Utah şehri yakınlarında bulunan, 593,26 km² yüzölçümünü kapsayan, ABD Ulusal Park Hizmeti tarafından idare edilen bir ulusal park'dır.
BÜYÜK KANYON (GRAND CANYON)
Büyük Kanyon Ulusal Parkı Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona eyaleti sınırlarında bulunan en eski ulusal parktır.
Büyük Kanyon, birçok renge sahip; Kolorado Nehri çevresinde bulunan bir kanyondur. Büyük Kanyon Ulusal Parkı içinde bulunur ve bu ABD'deki ilk ulusal parklardan biridir. Theodore Roosevelt’in Büyük Kanyon'un büyük bir hayranı olduğu ve birçok kez avlanmak ve seyir için burayı ziyaret ettiği söyleniyor.
Kanyon, Kolorado Irmağı'nın kanalı milyonlarca yılda yarılmasıyla oluşmuştur. 466 kilometre uzunluğunda ve 400 metre ila 2.4 kilometre genişliği arasında değişmektedir. Derinlik olarak da 1600 metreye kadar ulaşır. Bu kesiklerde Dünya'nın 2 milyar yıllık tarihi bulunmaktadır.
Büyük Kanyon'un bir Avrupalı tarafından farkedilmesi ilk kez 1540 yılında; İspanyol Garcia Lopez de Cardenas tarafından yapılmıştır. İlk bilimsel araştırma ise John Wesley Powell eşliğinde 1869'da gerçekleşmiştir. Kızılderililer ise kanyonun kuytu duvarlarında yaşamlarını sürdürmüşler.
Burada hasta fotoğrafçılar için en önemli husus, güneşin doğuşunu ve batışını yakalamak olmuş. Akşam güneşin batışını yakalamama ragmen, doğuşu olan 05.11’de sıcacık yatağımdan kalkıp foto çekim noktasına gitmeme ragmen, hain bulutlara takılan güneşin nazlı ve kızıl yüzünü yakalayamadım. Yazık oldu...

LAS VEGAS

Las Vegas, ABD'nin Nevada eyaletinde bulunan Mojave Çölü üzerinde kurulu, kumar ve eğlence yerleriyle bilinen bir kent.
ABD'nin kurulduğu dönemlerde bir demiryolu geçiş istasyonu olması sebebiyle mafya ve organize çetelerin bulunduğu, denetimden yoksun bir kentmiş. Bu durum, 1900'lerin başına kadar sürmüş. 1931 yılında kumarhanelerin ABD'de yasal statü kazanmasının ardından, eski bir gangster olan Bugsy Siegel burayı bir kumarhane merkezi şeklinde tasarlamış ve bunu hayata geçirmiş. 1940'lardan sonra artan ilgi ile birlikte şehrin nüfusu ve ekonomisi bugüne dek katlanarak artmıştır.
Las Vegas, ışık ve elektrik anlamına geliyor, buna bizzat şahit oldum. Gürültüyle harmanlanan ışık oyunları otellerin ve gazinoların ön cephelerini kaplamış. Yaz olduğu için bunaltıcı gündüz sıcağına karşın, Las Vegas gece de sıcak! Her yerde 1 dolara su satan tipleri görüyorsunuz.
Bir de eskort kızların broşürlerini dağıtan tipler! Gene tur direktörünün demesi, eğer bu kızlardan birini isterseniz size gösterdikleri resimdeki kızı değil ağzında en azından 7 dişi eksik birini gönderecekleri garantiymiş. Şehrin her yeri size para harcatmak üzerine dizayn edilmiş. Mesela oteller son derece lüks ama buzdolapları soğutmuyor, Wİ-Fİ yok, sokakta oturacak banklar ve duvarlar yok, üzerleri sivri demirlerle dolu. Mazallah bir otel önünde yer bulup oturmaya kalksan hemen güvenlik geliyor ve size kaldırıyor. Belli ki tüm bu önlemler sizin kafelere, lokantalara, barlara ve kumarhaneye gidip oralarda para harcamanız için alınmış.
Ha… bu tuzaklara düşüp düşmemek gene sizin elinizde.

CALİFORNİYA GHOST TOWN

Barstow yakınlarında turistik bir kovboy kasabası olan hayalet kasa halkı, bolca bulunan gümüş madeni sayesinde son derece zengin olmuş ve civar kasabalardan gelenlerle kalabalıklaşmış.
Ancak madenler kuruyunca insanlar açlıktan kasabayı terketmek zorunda kalmışlar. Tabii ki geriye de tam fotoğraflık bir eski kovboy kasabası kalmış.
Kasabanın, kovboyların tekmeleyerek girdikleri barlar, altı bar üstü otel olan yapılar. General Store denilen herşeyin satıldığı klasik bakkallar, eski maden ocakları, kasaba şerifinin ofisi, soyulmaktan kapısı tutmayan banka, eczane ve dişçisi ile gerçekten ilginç görünümü vardı.

SANTA MONİCA'DA TARİHİ NOKTA

Kaliforniya eyaletine bağlı turistik belge olan Santa Monica iskesinde Amerikanın en uzun yolu olan Route 66'nın bitiş tabelası mevcut. Bu tarihi tabela New York'tan başlayarak Los Angeles'e kadar olan ama şimdilerde kullanılmayan tarihi yolun bitiş noktası. Tabii ki önünde herkeslerin yaptığı gibi resmimizi çektirdik. Santa Monıca'nın gene tarihi iskelesinde yürüdük, hediyelik aldık gezi sonunda da iskelenin Forest Gump filmine konu olan en ünlü lokantası olan Bubba Gump'un shrimp Restaurant'ında yemek yedik.


HOLLYWOOD BOWL

Sonunda melekler şehri Los Angeles’tayız. Los Angeles’a girdikten sonra, geniş yollardan akan araba seline 55 kişilik kocaman otobüsümüz de katıldi. Ciddi oranda bunaltan bir trafik ile otele vasıl olduk. Yepyeni ve yeni hizmete girmiş bir otele yerleştikten sonra meşhur Hollywood maceramız da başlamış oldu.

Los Angeles’in hayatı çok renkli. Hollywood’a giden yolun başlangıcında Çin Tiyatrosu denilen yer çok popular. Yerlerde tüm yıldızların el ve ayak izleri var. Adetten olarak okuya okuya, resim çeke çeke yürüdük. Caddelerin üzeri kafe, bar, kulüplerle dolu. Her telden, her milletten insan var. Ama kulağa hep İngilizceden çok melodik İspanyolca sesler geliyor. Oradan Beverly Hills denilen bölgeye geldiğimizde tur direktörü bizlere sanki ne lazımsa !! Hollywood artistlerinin evlerini, meşhur Beverly Hills Polis karakolunu, milyonerlerin yemek yedikleri lokantaları, kuaför salonlarını, bir hamburger $ 50 dolara yiyebileceğiniz kafeleri gördük. Bana gore bölgenin en ilginç özelliği, özel hastaneler ve bankaların çok olmasıydı.

ÜNİVERSAL FİLM STÜDYOLARI

Bir film fanatiği olarak, Uzun yıllar hayal ettiğim Stüdyolara eşim Güler gelmek istemeyince yalnız gittim. Gişelerde sıram gelip 95.- USA’ yı ödeyince içim birazcık cızz etmedi değil ama mutlaka gitmem gerektiğinden hiç düşünmeden içeri daldım.
Her ziyaretçinin yaptığı gibi burada fotoğraf çekilme faslını geçtikten sonra ilerlemeli ve 3 vagondan oluşan tur otobüsünün hareket ettiği yere gitmelisiniz. Tur otobüsü her yarım saatte bir hareket ediyor ve 45 dakika süren turda tüm stüdyoları gezme fırsatınız oluyor. Ama sıra beklemek gibi azap dolu bir problem size bekliyor. Tur otobüsüyle giderken tipik Amerikan filmi setleriyle, bir animasyon film seti ve bir uçak kazası seti görüyorsunuz. Uçak kazası seti gerçekten etkileyiciydi.

Tur otobüsüyle yaptığınız 45 dakikalık tur bittikten sonra uzun süren yürüyen merdiven macerasından sonra Transformers, Jurassic Park, Revenge of the Mummy ve The Simpsons roller coaster’ların bulunduğu bölgeye iniyorsunuz. Hangisinin daha heyecanlı olduğunu anlamadan önüme gelen ilk sıraya daldığımda onun Transformers yeri olduğunu anladım. Bu kez en az 1 saat sıra bekledikten sonra 3 D gözlüklerimizi takıp hareketli bir sanal heyecana kapıldım. Teknoloji o kadar ilerlemiş ki, ister benim gibi 63 , ister yanımda outran çocuk gibi 11-12 yaşında ol heyecanlanmaman, korkmaman, sonuç olarak zevk almaman mümkün değil. Roller Coaste’dan indiğimde tüm kemiklerimin, mide ile ciğerlerimin yer değiştirdiğini anladım. Ama gerçekten değdi.
İnsan bazen çocukluğunu doya doya yaşamalı.

Daha sonra bazı Hollywood filmlerinde yer alan hayvanların gösterisini izledim. Şahinden tavuğa, köpeklerden farelere her çeşit hayvan mevcut. Eğlenceli bir gösteri oldu. Her hareketi yapan hayvana hemen ödül verilmesi bende Pawlov’un köpekleri eğitim sisteminin 1800’lü yıllardan bu yana hala geçerli olduğu gerçeğini gösterdi. Bence Stüdyonun en mükemmel gösterisi Waterworld. 1995 yılında çekilmiş filmin birebir canlandırması bu show. Korsanlar, düşen uçaklar, patlamalar, botlar her şey var bu gösteride. Kevin Costner’ın yapımcılığını üstlendiği “waterworld” Su Dünyası, ticari bir proje olarak, belki de Hollywood’un yakın tarihinde en çok kötülenmiş ve alaya alınmış projedir. Gerçekten 175 milyon dolara malolmuş ve gişede hüsrana uğramış olan bu filmin 20 dakikalık aksiyon dolu bölümünü izlemekten son derece zevk aldığımı itiraf etmeliyim.

UNİTED AİRLİNES İLE EVE DÖNÜŞ

Eve 15 saat 30 dakika süren uzun bir yolculuktan sonra döndük. Uçak, Dreamliner dedikleri Boeing 787-9 tipinde çok yeni ve temizdi. Özellikle HD görüntü kalitesindeki ekranlarda film izlemek çok hoştu. Ancak hava yolu müşteriye hizmet açısından bana gore sınıfta kaldı. Lezzet özürlü yemekleri ile emeklilik yaşına gelmiş hayatından bezmiş asık suratlı kabin görevlilerinin tutumu beni ister istemez örnek olarak vermek gerekirse Singapore, Qatar ve Etihad hava yolları ile karşılaştırmaya itti. Biz gene onların kıymetini bilelim diyorum.