Hume City FC

Hume City FC

Official Website
18 November, 2017
peru notları son düzeltme      25 YILIN ARDINDAN      ANADOLUSPOR'UN 2017 SEZON KARNESİ      BEŞİKTAŞ'A TAM 35 MİLYON EURO      ZOKORA'DAN GOMİS'E DESTEK !      SPORA BAKIŞ AÇISI FARKLI İKİ ÜLKE " AVUSTRALYA - TÜRKİYE "      

KÜLTÜR/SANAT

AVUSTRALYA POSTASI

avustralya-postasi

www.avustralyapostasi.com

peru notları son düzeltme



Nov 13, 2017 - 10:36pm

PERU GEZİ NOTLARI

 

LİMA

Brezilya, Arjantin ve Şili için bizi gezdiren tur direktörümüz Fernando, Peru’da bayrağı bir diğer tur direktörü Maritza’ya bırakınca 8 gün süren Peru turumuz için kafileyi Maritza devraldı. Maritza’dan aldığımız bilgilere göre Lima’nın yüzyıllar boyunca afet derecesinde büyük depremlerle, İspanyol işgalleri sayesinde paramparça bir tarihi varmış ama ülke her seferinde de küllerinden yeniden doğmayı başarmış.

1800’lerin başında Latin Amerika’da İspanyol yönetimine karşı özgürlük savaşı başlamış. Önce Arjantin, daha sonra Şili ve son olarak 1820’de Peru’ya gelen General José de San Martín önderliğindeki özgürlük orduları Lima’yı denizden kuşatıyor. 1821’de İspanyolları püskürterek dağlara doğru sürüyorlar. Böylece 1824’te bağımsızlığını kazanan Peru Cumhuriyeti’nin başkenti Lima olarak karar veriliyor.

1940’da bir deprem yine şehri yerle bir etmiş. Ancak ülkeye gelen göçmenler sayesinde şehir tekrar büyümeye devam etmiş. Özellikle 1980’lerde And Dağları bölgesinde yoğunlaşan terör insanları Lima’ya sığınmaya mecbur bırakmış. Gecekondulaşma başlamış, suç artmış, şehir bir çöküş yaşamış. Maritza’nın söylemesi ülke hala bu kaosu atlatamamış.

1992’de Lima modern tarihinin en karanlık zamanlarını yaşamış. Gerilla haraketi yürüten terror örgütleri şehirde birçok terör olaylarına, ölümlere ve çatışmalara neden olmuş. O dönemde Peru güvenlik güçleriyle gerillalar arasında yaşanan çatışmalarda 70 bine yakın kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

Bugün ise, yerel yönetimler, hükümet yetkililerinin özverili çalışmaları sayesinde, Lima şehri, birçok alanda hem Peru’nun hem de Güney Amerika Kıtası’nın en önemli metropollerinden birisi haline gelmiş. Terör sayesinde duraklayan turizm gene ülkenin en büyük gelir kaynaklarından biri olmuş.

Peru nüfusunun %60’ının yerli Peru halı ile Avrupalı göçmenlerin karışmasından oluşanlar olduğu söyleniyor. Avrupa kökenliler ise %15’ini, Asya kökenliler %8’ni, Yerli ırkın %14’nü, Afrika kökenliler ise %3’ü oluşturuyormuş. 2014 yılı verilerine göre Lima’nın nüfusu 9,752,000 olarak da belirlenmiş.

Lima şehir dokusu açısından değerlendirildiğinde karışık denebilecek bir mimari tarza sahip. İspanyol mimarisi etkilerini, özellikle yapılardaki cumbalı balkonlarıyla görebiliyoruz. Buna ilaveten Fransız tarzını ve 1960’lar modern mimarisinden de etkilenen yapılar var. Tabii ki, son derece modern gökdelenleri de ilave edebiliriz.

Bugün Lima, UNESCO koruması altındaki tarihi yerleri, gece hayatı, yerel ve uluslararası mutfağı, müzeleri, geleneksel ve çağdaş festivalleri, sanat galerileri gibi tüm bu özellikleriyle bir turist çekim merkezi.

CUSCO

Eğer bir gün yolunuz Peru’ya düşerse, Cusco şehri ve çevresi tüm Peru’da en beğendiğiniz yer olacak. Dağlarda bozulmadan devam eden geleneksel kültür, Cusco’nun İspanyol mimarisinin içinde dolaşan yerel kıyafetli ve ilginç foter şapkalı kadınlar ve sırtlarında heybelerindeki yavru lamalar ile her an parası ile resim çektirmeye hazır halleri biraz fazla turistik amaçlı görünse bile gene çok ilginçler.

And Dağları’nın fotoğrafçıları heveslendiren ve insanı ürperten manzaraları, Inkalar’ın esrarlı tarihi ve inançları buraları hayli ilginç kılıyor. Bu anlamda rehberimiz Maritza’yı sanki burada daha bir can kulağı ile dinledim gibi.

Cusco, Güney Amerika kıtasının batı sahillerinin yarısından fazlasını yönetmiş Inka İmparatorluğu’nun başkenti. İspanyollar burayı İspanyollaştırmak için çok uğraşmışsa da hala yerel kültür bozulmadan devam ediyor. Özellikle dinsel açıdan katolik olmamak için uzun yıllar direnmişler. Ancak Güney Amerika’ya gönderilen sözümona din misyonerleri İnka’lar üzerinde başarılı olamayınca toplu katliamlara başlamışlar. Daha sonra her yeni doğan çocuk anne ve babasının izni alınmada zorla vaftiz edilerek Katolikleştirmeye çalışılmış.Bütün bu baskılara ilave olarak da İspanyollar, inşa ettikleri kilise ve katedrallerde insanları Katolik olma yolunda ikna etme çalışmaları yapmışlar

İNKALARDA DİN

İnkalar ile Orta Asya halklarının aynı kökenden geldiklerini ve MÖ 14.000-12.000 yıl önce aynı dili konuştukları bazı bulgulardan anlaşılmış ve bu ortaklık inanç bazında da görülmüştür. Bilim adamları İnka dininin bazı şamanik özellikleri içermesini bu yolla açıklamaya çalışmışlar. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli kültürel öğelerden etkilenerek değişimler geçirmiş olması gereken İnka dini imparatorluk döneminde çoktanrılı, animist ve şamanist bir sentez olarak ortaya çıkmaktadır. Bünyesinde şamanist kavramların yanı sıra, güneş kültü, kehanet ve kurban gibi öğelerini de barındırdığını görmekteyiz.

YÜKSEK RAKIMIN ETKİLERİ

Cusco’ya gelişinizin ilk bir iki günü yüksekliği 3400 metreyi bulan rakımdan dolayı biraz zahmetli geçti. Deniz seviyesinde rahatlıkla alabildiğimiz havayı burada oksijen yetersizliğinden dolayı zorlanarak aldık. Gece uykularını deliksiz yapamadığımız gibi, çok sık uyanarak oturma, derin nefes alma ihtiyacını hissettik. Gerçi Melbourne’da aile doktorumuza görünmüş önlemleri almıştık ama gene de sıkıntı çektik diyebilirim.

PLAZA DE ARMAS

Bu meydan İnkalar zamanında olduğu gibi bugün de şehrin kalbi. Burada dalgalanan 2 bayrak var. Bunlardan biri kırmızı-beyaz Peru bayrağı diğeri de gökkuşağı renkleriyle “İnka İmparatorluğunun” bayrağı olduğu söyleniyor.

Meydanın en önemli yapısı, Cusco’nun en eski klisesi İglesia del Triunfo (1536) ve İnkaların Viracocha Sarayı temellerine inşa edilen Cusco Katedrali (1559) Her iki tarihi eseri gezip gördükten sonra İnka’lardan etkilenmemek olasılık dışında. Derin kültürlerine ilave olarak yapılarda kullandıkları taş işçiliğindeki hala çözülemeyen sırları, uzay ile olan ilişkileri, güneş saatinin çalışma sırrı, hep kafalarda soru işaretlerine sebep oldu. İnsan istemeden de olsa İnkaların uzaylılarla olası ilişki içinde oldukları tezini nedense hep saklı tutuyor.

SACRED VALLEY –MACHU PİCCHU.

Machu Picchu, Inka uygarlığından tüm insanlığa kalan görüntüsel anlamda en belirgin kültür mirasıdır. Dünyada insanoğlunun elinden çıkma en eşsiz yerleşim yerlerinden biri olduğunu Kabul etmemiz gerekiyor. Bence de tüm Güney Amerika seyahatinin zirve noktası oldu diyebiliriz.
Müthiş etkileyici bir yer.

Bu anlamda Machu Picchu’yu Peru’nun en önemli turizm atraksiyonu olarak görebiliriz.

UNESCO tarafından dünyanın 7’nci harikası olarak ilan edilen Machu Picchu, yavaş yavaş toprağa battığı için günde sadece belli bir sayıda kişi ziyaret edebiliyor. Ancak turla seyahat ettiğimizden olacak bölgeye giriş için önceden pasaportlarımız toplanmış, gerekli devlet iznimiz alınmıştı. Hatta bölge başlıbaşına bir ülke olmamasına rağmen pasaportlarımıza özel “Macchu Picchu” damgası bile vurulmuştu.

Buraya geliş öncelikle Cusco’dan yarım saat süren otobüs yolculuğu ile Peru demir yollarına ait tren istasyonuna geldik. Son derece lüks pulman koltukları olan bu trende Şili usulü filitre kahve ile havuçlu keklerimizi yerken 1 buçuk saat süren bir yolculuk neticesi Macchu Picchu’ya geldik. Amazon ormanlarını andıran sıklıkta orman içinden, her iki yanda neredeyse 90 derece diklikte zirveleri karla kaplı dağların arasından yapılan bu yolculuk için söyleyeceğim tek şey cennet anca bu kadar güzel olur olacaktır.

Macchu Picchu, dağların arasında saklı kalmış turistik lokantaları, otantik hediye dükkanları olan ortadan kırmızı dere akan rüya gibi bir bölge. Yerel halkı kadınlı erkekli kısa boylu, tıknaz, esmer tenli ama cana yakın insanlar.

Esnaf çok saygılı. Kesinlikle müşteriye rahatsızlık vermeden hatta fazla konuşmadan elindeki küçük hesap makinası yardımıyla müşterisiyle anlaşıyor. Geleneksel Peru yemekleri dışında pizza ve et lokantaları ile de turiste hizmet veriyorlar.

Sabah kahvaltısından sonra gene önceden bilet alarak devlete ait 25 kişilik özel otobüslerle dünyanın 7’nci harikası olan antik yerleşim bölgesine geldik. Dağa tırmanış yaklaşık 45 dakika sürüyor. Büyük otobüslerin virajları dönme olasılığı olmadığından 25 kişilik orta boy otobüsler seçilmekte. Zig zag tabir edilen virajlardan geçip zirveye vardığımızda, insan bir müddet kendi kendine “yerde miyim, gökte miyim” diye soruyor.

Bu arada her biri 5 sent büyüklüğünde sivrilerin istilasına uğramamak için Melbourne’da yediğimiz “Yellow fever” yani sarı humma hastalığına karşı aşı vurulmamıza karşın ellerimize ve yüzümüze sinek kovucular sürmeyi, tabletler yapıştırmayı ihmel etmedik.

MACHU PİCCHU’NUN TARİHİ

Gezi rehberimiz Maritza’dan aldığımız ek bilgiler ile bölgenin tarihi hakkında bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kutsallığından mıdır bilinmez ama burası zamanında İspanyol akınından kurtarmayı başarmış ve 20’nci yüzyıla kadar hiç keşfedilmeden bugünlere kadar gelmiş. İşin ilginç yanı İspanyolların tuttuğu tarihi günlüklerden öğrenildiğine göre Machu Picchu hakkında en ufak bir yazılı not bulunamamış. 1911’de Amerikalı tarihçi Hiram Bingham, burayı resmi olarak keşfettikten sonra burası dünyanın en ünlü ve önemli arkeolojik sit alanlarından biri olmuş ve bu büyülü İnka yerleşimi günde binlerce turistin akınına uğramış. 2000’deki rakama göre bu sayı yıllık 400,000 civarındaymış.

Anlatılana gore Hiram Bingham, bu keşfini yerli bir çocuğa borçluymuş. Yolu dahi olmayan, yürümesi son derece zor olan ormanda, yerli çocuk, ancak nacak türü bir palayla ağaç dallarını kese kese ilerleyebileceklerini öğreterek günler süren meşakkatli bir yolculuktan sonra zirveye varmışlar.

Aslında Birgham, İnkaların son kalelerinden kayıp şehir Vilcamba’yı arıyormuş fakat yerli çocuk sayesinde Machu Picchu’ya geldiğinde Vilcabamba’yı bulduğunu zannetmiş. Bingham, burayı keşfettiği dönemde Machu Picchu çevresi gür bitki örtüsü ile çevrili olduğundan haritada anca kabaca bir işaretleme yapabilmiş. Rehberimiz Maritza, biraz da bıyık altından hafif gülümsemeyle (sanki gayri resmi bir şekilde) Hiram Bingham, Machu Picchu ve çevresinden seramik kaplar, altın ve gümüş heykeller, som altın takılar gibi tarihi bir çok kalıntıyı da ABD’ye beraberinde götürmüş.

Bingham’ın 1912-1915 yılları arasında inceleme yapmak üzere götürdüğü kalıntılar, bağlı olduğu üniversite tarafından 2012’ye kadar alıkonulmuş. Daha sonra Peru hükümeti bu tarihi kalıntıların ülkeye geri iadesi için uzun süre diplomatik mücadele vermiş ve sonunda hepsini 2006-2012 yılları arasında parti parti geri almış.

Ne garip değil mi? Bizde de aynı senaryo 1917 yılında yazılmış. Kültür Bakanlığı Hattuşa’dan 1917’de restorasyon bahanesiyle götürülen Boğazköy Sfenksi’ni iade etmeyen Almanya’yı, Almanların yürüttüğü kazıları iptal etmekle uyarmıştı. Berlin Müzesi iki ay sonra eseri ‘iade’ kararı aldı. Bakanlık ayrıca Amerikan Metropolitan Müzesi’ndeki Herakles Heykeli’nin üst yarısının iadesini de sağladı. Bakanlık Avrupa ve ABD ’deki birçok müzeden de zamanında kaçırılmış eserleri istiyor.

İnkaların devasa taşları nasıl taşıdıkları ve yerlerine nasıl yerleştirdikleri bugün bile piramitler gibi tam olarak çözülememiş sırlardan. Ancak bilim adamlarının genel kanısı, yüzlerce insan gücünün bir araya gelip eğimli rampalardan taşları yerlerine gelecek şekilde ite ite taşımış olabileceğiymiş. Aslında bir başka yaklaşıma gore büyük taş blokların aşağıdan yukarı doğru değil de yukarıda kesilip şekil verilerek, aşağıya doğru kaydırıldığı doğrultusunda.

Sonuç olarak rehberimiz Maritza’nın gülerek “ uzaylıların bu işle hiç bir alakası yokmuş” demesi hepimizi güldürdü.

Machu Piccu 1981 yılında Perunun tarihi kutsal tapınağı olarak ilan edilmiş. 1983 yılında ise UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. Son olarak da 2007 yılında Dünyanın 7 Harikası arasına girmiş.